Sign up with your email address to be the first to know about new products, VIP offers, blog features & more.

Dijital Pazarlamanın Kocakarıları : Blog Yazarları

Eskilerden gelen alışkanlıklarımız vardır, bir de deyimlerimiz; “Yediğin içtiğin senin olsun, gördüklerini anlat” gibi. İlk defa yurt dışına çıkmış biri, ilk defa üniversiteye gitmiş biri, esasında bilmediğimiz ve ilgimizi çeken konularda konuşan birini bulduk mu, oturur hayranlıkla dinleriz.

Neler gördüğünü, neler yaşadığını, neler yediğini anlata anlata bitiremezler, bize de bir sinema filmi gibi, bir masal gibi gelir.

Eski zamanlarda, sinemanın çok yaygın olmadığı dönemlerde arkadaşların harçlıklarını toplayıp, aralarından birini sinemaya göndermesi ve filmi ondan dinlemesi gibi. Evet, eskilere sorarsanız bu tür deneyimlerinin olduğunu öğrenebilirsiniz. Ben de yakın bir akrabamdan dinledim. İmkanlar kısıtlı olduğundan bu tür yöntemlerle çözüme gitmişler…

Tabi olayı yaşayanın deneyimlemesi ile dinleyenlerin deneyimlemesi çok başka. Herkes sinemaya gidenin karşısına oturur pür dikkat dinlemeye başlar. Bilenler bilmeyenlere anlatarak yeni birşeylerden söz eder olmuşlar.

Bu belki de bir olaya şahit olmak olarak da değerlendirilebilir. Sadece sizin tanık olduğunuz olayı insanlar ilgi ve hayretler içerisinde dinledikleri zamanları hatırlayın.

Görüp geçirmiş kişiler ve anlatmaktan hazeden kişiler ilgi odağı olur. İlgi odağından düşmek istemezler, isteyerek yada istemeden insanların ilgisi hoşlarına gider. Kadınlar arasında özellikle toplumumuzda ev gezmeleri, günler gibi toplanma zamanlarında daha ön plana çıkar. Her türlü konu konuşulur. Kıyafetler, kuaförler, ilişkiler vs.

Bu toplanma zamanlarında içlerinden biri otoritenin başı gibidir. Yeni haberler yeni dedikodular kendisindedir. Dinlemeye gelir hemcinsleri, çaylar, börekler, kaloriler cabası ?

Birinci ağızdan açıklama yapar ve güne katılan kadınlar bir vazife üstlenmişcesine olayı bir sonrakine ulaştırmanın heyecanı içindedir. O da kendisine ait koloniye liderlik yapıp, duyduklarını görmüşcesine anlatır. Silsile bu şekilde devam eder. Adına fısıltı gazetesi diyen de vardır. Olayı yaşamışcasına içselleştirmişlerdir.

Blogger / Blogcu Nedir?

Şimdilerde bu durum blogger’lar ile dijital dünyada başladı. Artık kimse kimseyi evinde ağırlamıyor. Ekranları veya telefonlarından takip ediyor. Beğendiği gönderiyi kolonisiyle, ahalisiyle paylaşıyor. Kimileri para yardımına ihtiyaç duyarken, kimileri o leveli atlamış artık sponsorlar ile yoluna devam ediyor.

Tası tarağı toplayıp seyahate çıkan, pek bi haberdar olmadığımız uzak topluluklardan, halkların yaşam biçimlerinden bahsedenler. Çok iyi eğlenirim deyip, dünya üzerindeki eğlence mekanlarını gezenler, çok iyi kahve servisi yaparım deyip, her servisi fotoğraflayıp paylaşanlar, saç konusunda uzmanım deyip, saç bakım ürünleri hakkında deneyimlerini paylaşanlar gibi listeyi uzattıkça uzatabiliriz.

Çok sevdiği, yapmaktan keyif aldığı işten artık para kazanır duruma geldiler. Bir yandan gezip bir yandan para kazanıyorlar yada içtikleri kahveden…

Büyük bir takipçi kitlesine sahip olması ile bunu fırsata çevirmeleri olağan bir durum. Evinde ziyaretçi ağırlamayabilir fakat, gönderi paylaştığı anda tüm takipçilerine yeni dedikodular, haberler, ilgi çekici içerikler servis etmesi, takipçilerin beğenmesi, paylaşması yada retweet etmesi ile daha büyük kitlelere hitap etmesi büyük bir başarı.

Blogger’lar Nasıl Para Kazanıyor?

Dalında uzman bloggerlar şirketlerin ilgisini çekiyor. Numuneler, imalını yada pazarlamasını yaptıklarını ürünleri ücretsiz gönderiyorlar. Denemelerini istiyorlar üzerine para verip, takipçileriyle paylaşmalarını…

Onlar da bunun farkında, şirketler de. Bu iş en çok şirketlerin işine yaradı, yarayacak. Mahallenin kocakarısını herkes dinler, abladır o, annedir o. Sözü tecrübedir, yaşamdır ?

Öncelerde çalıştığım şirketin facebook sayfasını takip ediyorum, 700 bin civarında kullanıcı tarafından beğenilmiş, ama yapılan paylaşımlar, 50-70 en iyisi 300 gibi beğeni alıyor. Bu sadece bu şirket için değil, dijital dünyayla konuşmayı bilmeyen tüm şirketler için geçerli. Kendi kitleleri ile iletişimde zorlanıyorlar.

Bir gün tesadüfen timeline’ımda gördüğüm bir gönderi çok ilgimi çekti, bahsetmiş olduğum şirketin normalde herbiri ayrı ayrı kullanım yeri olan, çok nadir de olsa bir arada kullanıldığı üç ürünün, bir blog sayfasında yayınlandığını gördüm.

Sayfayı açıp baktığımda bu kişinin kozmetik ürünleri konusunda iyi bir blogger olduğunu ve bu gönderinin de şirket tarafından tanıtım amaçlı bir gönderi olduğu kanısına vardım.

Facebook’da ortalama bir gönderiyi beğenenlerin sayısı, o gönderiyi görenlerin yaklaşık %3-4 gibi bir orana denk geldiği deneyimine sahip biri olarak, bahsetmiş olduğum gönderinin yaklaşık bir milyondan fazla kişiye ulaştığını düşünüyorum.

Bu kitlenin, şirketin tüketici hedefine en yakın kitle olduğu ve bu kitleye ulaşmak adına görsel ve yazılı medyaya ayırması gereken bütçenin milyon liralar olduğunu biliyorum. Fakat böylesi bir blogger ile bu işi çok daha ekonomik, ölçülebilir ve tam anlamıyla ürünün hitap ettiği tüketiciye ulaştığını söyleyebilirim.

Bu yöntem son dönemlerde şirketler arasında oldukça popüler. Gerek ekonomik maliyetler oluşturması, gerekse tüketici hedefine ulaşmak adına en başarılı yöntem diyebilirim.

Siz de koloninizi kurun. Sevdiğiniz, yapmaktan keyif aldığınız aktiviteleri topluluğunuz ile paylaşın, büyük kitlelere erişin. Şirketlerin dikkatini çekeceğinize emin olun, işinizi sevmek yerine sevdiğiniz işi yapmaya başlayın, üstelik para kazanarak.

Henüz yorum yapılmamış

Ne düşünüyorsun?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir