Sign up with your email address to be the first to know about new products, VIP offers, blog features & more.

Mavi Oktav Defterleri

Posted on 0 0

Franz Kafka’nın ilk olarak Dönüşüm kitabını okuduğumda, bitirmek için uzun çaba harcamıştım. Bitirmek bir yana, okuduğumu anlamakta zorlamıştım. Yorumları okumuş, araştırmış ne olduğuna, ne demek istediğini anlamlandırmaya çalışmıştım. Mavi Oktav Defterleri’ni alırken aynı senaryo ile karşılaşacağımı düşünmüştüm. Zorlayıcı, yorucu ve bitmek bilmeyen bir kitap olarak hazırlamıştım kendimi. Düşündüğümün aksine kitabı hızlı bir şekilde okumuş, sonlandırmıştım.

Franz Kafka Mavi Oktav Defterleri

Mavi Oktav Defterleri; Franz Kafka’nın Prag‘da tanıştığı ve yazdıklarını ölümünden sonra yakması şartıyla verdiği Max Brod tarafından bastırılmıştır. Max Brod, Kafka’nın oktav defterlerinde yer alan pek çok fragman ve tamamlanmamış öyküyü özgün, sırasına uygun olarak vermiştir.

Kitapta yer alan bilgiler kısmen günlük havasını çağrışmaktadır. Bazı notlar ise bir satırlık bile olabiliyor. Total anlamda kitabın verdiği tek bir mesaj yok. Kısmen Kafka’nın günlük notlarını diyebiliriz. Toplam sekiz bölümden oluşan Oktav Defterleri’nin de elbette altını çizdiğim, Kafka’nın bakış açısını yakaladığım notlar da mevcut.

Gerçek Oltacı*

“Bende (acaba yeteneklerinden böyle uluorta söz eden başka kimse var mıdır?) oltayla avlanan şanslı bir balıkçının yorulmak bilmez bileği var. Diyelim balık avlamaya gideceğim, evde oturur, sağ elimi gözlerime yaklaştırır, bileğimi sağa sola çeviririm. Yaptığım hareket, bileğimin görünüşü ve bende uyandırdığı duygulanım, çıkacağım avın sonucunu hemen bildirir bana. Çelik gibi bileğimde yatan kahince öngörünün yitmemesi için, dinlendiğim zamanlar bileğimi altın bir bilezikle sarıyorum. Avlanacağım yerdeki suyu, saatlere uyarak yön değiştiren akıntıları önceden görürüm; ırmağın oradaki kesinti gözlerimin önünde canlanır, sayılarını, türlerini şaşmaz bir kesinlikle bildiğim balıklar, sayısız köşeden çıkıp o kesite doğru yol alırlar. O anda oltayı nasıl tutacağımı iyi bilirim: Bazı balıklar yaptıklarından zarar görmeksizin başlarını sudan çıkarma yeteneğine sahiptir, oltamı onların burnuna doğru salarım, hemen oltaya takılırlar. Yazgının belirlendiği bu anın kısalığı beni evimde, masamın başında bile büyüler. Bazı balıklar da karınlarına dek sudan fırlayabilirler, işte o an çabuk davranma zamanıdır, hala yakalayabilirim onları. Yine de aralarından, suyu tehlikeli yüzeyine geldiği halde bir anlığına kurtulanlar çıkıyor; fakat yalnızca o an için, gerçek bir oltacının elinden tek bir balık bile kurtulamaz. ”

Terk Etmek*

Sokaktaki ilk evin kapısını baltalarla parçaladık, eve öyle çılgınca daldık ki kendi çevremizde dönenip durduğumuzu bile fark etmedik. Koridordan bize doğru yaşlı bir adam yaklaştı. Çok garip bir adamdı: Kanatları vardı. Açılmış geniş kanatlarının boyu adamın boyundan uzundu. “Kanatların var!” diye haykırdım dehşet içinde; durumu anlamadan arkadan itenlerin izin verdiği kadar gerileyebildik. “Ne o, şaşırdın mı?” dedi yaşlı adam. “Burada hepimiz kanatlıyız ama ne fayda, elimizden gelse koparıp atardık bu kanatları.” “Öyleyse neden uçup gitmediniz bu şehirden?” diye sordum. “Uçup gitmek, evimizi, şehrimizi, Tanrılarımızı, ölülerimizi terk etmek, öyle mi?”

İnsanlık Tarihi*

Dünyanın pisliğiyle sıvanmış gözlerimizle bakınca, bir tünelde kaza geçirmiş tren yolcularına benziyoruz. Kazaya uğradığımız noktadan tünelin ucundaki ışık seçilemiyor, o ışık öylesine küçük ki seçebilmek için bir an bile ara vermeden bakmanın sürdürülmesi gerek, üstelik tünelin ucunun varlığı da kesin değil. Duyularımızın karmaşıklaştığı ya da aşırı keskinleştiği o anda, çevremizde hilkat garibelerinden başkasını göremeyiz; her birimiz o andaki ruhsal iklimine, kazada aldığı yaranın derinliğine göre değişen, hayranlığa yada bezginliğe sürükleyen çiçek dürbünlerinden bakarız. “Yapmam gereken nedir?” yada “Bunu neden yapmalıyım?” gibi sorular böyle anlarda sorulmaması gereken sorulardır.

İnsanlık tarihi denen şey, bir yolcunun iki uzun adımı arasındaki süreden başka bir şey değildir.

Önkoşul – Çıkar*

Çocuğa “Ağzını sildikten sonra pastanı yiyeceksin” demem, onun ağzını silerek pastayı yemeyi hak edeceği anlamına gelmez, ağız silmeyle pastanın değerleri terazide ölçü kabul etmez; yine de ağız silmeyi pasta yemenin önkoşulu yapar, çünkü bu önkoşul ne denli saçma olursa olsun, çocuk o pastayı zaten yiyecektir, pasta çocuğun beslenmesinin bir parçasıdır. Öyleyse bu uyarı, durumlar arasındaki bir geçişin güçleştirir değil kolaylaştırıcı öğesidir; ağız silme pasta yemek gibi bir çıkarın önüne eklenen daha küçük bir çıkardır.

Cennet’ten Kovulma*

Cennetten kovulduk Cennet yok olmadı. Bu anlamda Cennet’ten kovulmamız iyi oldu, eğer biz kovulmasaydık, Cennet’in yok olması gerekecekti.

İlk günah olup bitene dek, Cennet Bahçesi’nin de insanoğluyla birlikte lanetlenme olasılığı vardı. İnsanoğlu lanetlendi, Cennet Bahçesi müstesna kaldı.

Bilgi Ağacı’nın meyvesine tamah ettiğinde, Tanrı Adem’e öleceğini bildirdi. Tanrı’ya göre, bu suçun cezası kesinlikle ölümdü, yılanın dediğine göre, onu böyle anlamak mümkündür; bu suç, Tanrı ile bir tutmaktı kendini. Her iki iddia da benzer nedenlerle yanlıştır. İnsanoğlu ölmedi fakat ölümlü oldu; Tanrı ile bir olamadılar fakat Tanrı olabilmek için gereken yeteneği elde ettiler. Her iki iddia da doğruydu aynı anda. Ölen insanoğlu değil, Cennet’teki insandı. Tanrı’nın kendisi olamasa bile tanrısallığın bilgisine vardı.

İlk günahtan ötürü üç değişik biçimde cezalandırılabilirdi insan; bunların en hafifi, uygulanmış  olandı; Cennet’ten atılma. İkincisi, Cennet’in yok edilmesiydi; en korkutucu olan üçüncüsü, sonsuz yaşam kapısını kapayıp her şeyi nasılsa öyle bırakmaktı.

“Eğer … ise ölürsün” önermesinin anlamı şudur. İyi ve Kötü hakkında sahip olunan bilgi, sonsuz yaşama giden yolda bir adım olduğu kadar bir settir de. Bilgiye sahip olduktan sonra sonsuz yaşamı arzularsın, ki zaten İyi ve Kötü hakkındaki bilgi bu istekten başkası olmadığı için istememek elinden gelmez, kendini öldürmen, sonsuz yaşama, ölüme giden yolu döşemen gerekecektir. Dolayısıyla, Cennet’ten atılma bir eylemden çok bir olaydır.

(*) ile işaretlediğim başlıkları yazının içeriğine göre ben kullandım. Kitapta böyle başlıklar mevcut değil. Elbette kitapta farklı zamanlarda Kafka tarafından yazılmış; uzun, kısa bir çok not mevcut. Şimdiden keyifli okumalar diliyorum…

Kitap hakkında neler düşündüğünüzü merak ediyorum, yorumlarınızı belirtmeden geçmeyin lütfen, bekliyorum 🙂

Henüz yorum yapılmamış

Ne düşünüyorsun?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir