Sign up with your email address to be the first to know about new products, VIP offers, blog features & more.

Richard Wagner Bayreuth’ta

Richard Wagner Bayreuth’ta kitabı ile “Çağımızda duyguların nasıl altüst olduğunu ve zamanın bu altüst oluşun farkına varamadığını yalnızca iki örnekle göstermek istiyorum. Eskiden parayla ticaret yapan insanlara onurlu bir soylulukla yukarıdan bakılır, ancak onlara ihtiyaç duyulduğunda, her toplumun iç organlarının olması gerektiği itiraf edilirdi. Şimdi bu insanlar, modern insanlığın ruhunda egemen bir güç oldular hem de ruhun en tutkulu bölümü olarak” diyerek özetliyor Friedrich Nietzsche kitabını…

Elbette Nietzsche’nin Wagner’e olan ilgini bilmiyor değilim, lakin insan kitaba başlamadan önce bir araştırır Wagner kimdir, nedir, ne değildir? Ama öyle olmadı tabi. Kitabın bana öğrettiği en büyük ders bu oldu. Kitabı daha iyi anlayabilmek adına öncesinde araştırma yapmak gerekliliğinin dersini verdi resmen bana 🙂 Bir başına bağımsız bir kitap değil Richard Wagner Bayreuth’ta, anlamak için Nietzsche’nin Wagner ile olan bağına da bakmak gerekiyor. Wagner neden Bayreuth’ta, yoksa daha önce başka yerde miydi? Neden Dresden’de değil de Bayreuth? diye soru sorması gerekiyor insanın kendine. Kısaca kitaptan çıkarılacak en büyük ders bu oldu benim için… Şimdi kısaca Wagner’den bahsetmek gerekiyor elbette…

Richard Wagner Kimdir?

1813 yılında dokuz çocuklu ailenin üyesi olarak Almanya’nın Leipzig kentinde doğmuş. Küçük yaşta babasını kaybeden Wagner’in tüm bakımını, iyi bir eğitime sahip olan amcası Adolf Wagner tarafından üstlenilmiş. Annesi önemli bir tiyatro oyuncusu ve piyes yazarı olan Ludwig Greyer ile evlenir ve okula da Richard Greyer olarak başlar. Sekiz yaşında ise bu defa üvey babası ölür. Yaşamının büyük kısmını üvey babasının görevli olduğu Dresden Krallık Operası‘nın kulisinde geçirir. Ailede sadece Wagner değil, ablaları da Opera’da birinci Soprano olarak çalışıyordu. Wagner’in etkileyen önemli isimlerin başında ise Beethoven ve Weber gelmekteydi. 1830’lu yıllarda Almanya’nın siyasi durumu Wagner’i büyük ölçüde etkilemiş ve kendisini siyasetçi bir kimliğe bürümüştü. Nitekim bu dönemlerde yaptığı müzikal çalışmalar siyasi içerikteydiler. 1833 yılı ise Wagner için büyük bir dönüm noktası olmuş ve Würzburg Kent Tiyatrosu şefliğine getirilmiş.

Savaş sebebiyle önce Riga’ya, daha sonra büyük işler yapma hayali peşinde ise Paris‘e gider. 1842 yılında tekrar Almanya’ya dönen Wagner, “Alman vatanına daima sadık kalacağına“ yemin ederek Dresden’e yerleşir. Eşinden ayrılan ve ardından İsviçre’ye yerleşen Wagner, Alman kahramanlık destanını anlatan operadan sonra, “Tetrologie” adını verdiği ve dört bölümden oluşan festival oyunlarını tamamlar. Bunlar sırasıyla “Walküre”, “Ren Altını”, “Siegfried”, ve” Tanrıların Sonu” adlı yapıtlarıdır. Bavyera kralı II. Ludwig, bir kraldan pek de beklenmedik bir şey yaparak  İsviçre’ye gider, Wagner’e duyduğu sevgi ve saygıyı ifade eder. Anavatanına dönen Wagner, artık siyaset yerine müziğine önem verir.

Operalarının açık alanda oynanamasından duyduğu rahatsızlığına çözüm arayan Wagner, bunu bir Festival Evi olarak düşündüğünü belirtir. Bu festival evi için ise adresi Bayreuth’du.  Toplanan yardımlar sayesinde 5 yıl sonunda tiyatro tamamlandı. Wagner, bu yapının halka ait olduğunu belirterek, kimsenin bundan bir menfaat elde etmesini istemiyordu. Wagner, 1883 tarihinde dinlenmek için gittiği Venedik’te çalışma esnasında yaşama veda eder.

Richard Wagner Bayreuth’ta

“Söze dayalı tiyatro eserlerinde var olan eksikliğin farkına varan Wagner, her tiyatro eseri için üç yönlü bir açıklama olanağı getirdi: Sözle, vücut hareketiyle ve müzikle. Böylelikle müzik, tiyatro eserinde anlatılan kişilerin iç dünyalarındanki temel heyecanları, dolaysız bir biçimde dinleyicinin ruhuna aktarır. Ayrıca, aynı kişilerin vücut hareketlerinde o iç olaylar ilk kez görülebilir hale getirilerek ve sözlerle aynı kişilerin solgun ikinci görünümü bilinçli bir isteğe çevrilerek izleyicinin algılaması sağlanır.” açıklamasıyla Wagner’in eserlerindeki farklılığı ortaya koyan Nietzsche, Wagner’in dramlarında, her olay izleyiciye gayet kolay anlaşılır aktarıldığından, müzikle içten aydınlatılıp, dağlandığından söz eder.

Richard Wagner Bayreuth’ta kitabında; Wagner’in müziğinde öylesine saf ve aydınlık bir mutluluk var ki, müziğini dinleyen biri, daha önceki müziklerin neredeyse tümünün yüzeysel, ürkek ve özgür olamayan bir dili varmış gibi izlenime kapılacaktır. Wagner’in müziğinde unutulma anları çok nadirdir ve bunlar, ya yalnız başına kendisiyle konuştuğu ya da bakışı ilerilere doğru yönelerek kendisinden eğlence, neşe ve bilgelik talep eden dinleyicilerden uzaklaştığı anlardır, diye açıklıyor Nietzsche.

Dram yazarının yaşamı dramatik geçer diyor, bir kimsenin en iyi yapabildiği ve en severek yaptığı, yaşamın biçimlenmesinin bütününde etkili olmuyorsa, bu şaşırtıcı gelebilir. Yaşam, çoğunlukla insanlardaki muhteşem yetenek sayesinde herkeste olduğu gibi yalnızca kişinin bir kopyası olmakla kalmaz, aynı zaman da özellikle zekanın ve insanın en kendine özgü varlığının da bir kopyası olur. Destan yazan ozanların yaşamında destansı birşeyler vardır… Bir olayın büyük boyuta sahip olabilmesi için, iki hususun bir araya gelmesi gerekir diyor Nietzsche. Bunlar, olayın büyük olmasının manası ile, olayı yaşamanın büyük manası olarak belirtiyor.

Nietzsche’ye göre yazar olarak Wagner, sağ eli parçalanmış ama sol eliyle kılıç sallayan kahraman bir insanın bedensel ve ruhsal gücüne sahip olduğunu gösteriyor. Yazdığında o her zaman acı çeken bir insan oluyor, çünkü kendi tarzında pırıltılı ve zaferlerle dolu bir örnek biçiminde doğru olanı dile getirmesi için gerekli olan, bir müddet erişilemeyen o gücün elinden alınmış olduğunu görüyor.

Nietzsche ve Richard Wagner yakın dosttular. Wagner ile bir araya gelip her konuda sohbet ederlerdi ki, Nietzsche’nin Wagner’e aynı zamanda büyük bir hayranlığı vardı. Wagner’in bestelerinde kendi düşüncelerini görürdü Nietzsche. 1868’de ilk kez Leipzig’de bir araya gelirler. Nietzsche ve Wagner’in en büyük ortak noktaları ise Arthur Schopenhauer‘dur. Wagner’in 59. doğum gününde besteciye eşlik etmek için Bayreuth’a giden Nietzsche, tiyatronun temel atma törenine katılır. Bayreuth Festivalinde Wagner’in hakikatin değil, tiksinti verici bir zaferin peşinde dolandığı inancına vararak Bayreuth’tan ayrılır ve görüşmemeye başlarlar.

Wagner müziğini ruh coşkusunun gücü olarak yorumladığını belirten Nietzsche, bunu yanlış yorumladığını Wagner ve Schopenhauer’u kendisinin yücelttiğini, her ikisinin de yaşamı suçlamarından dolayı “Bu yüzden onlar, benim çok uzağımdadır” diye yolunu ayırmıştır.

Şimdiden keyifli okumalar diliyorum…

Henüz yorum yapılmamış

Ne düşünüyorsun?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir