Alacakaranlıkta Bir Öykü

Alacakaranlıkta Bir Öykü, Stefan Zweig’ın kalemine alışanlar için bir başka eşsiz eser olarak bizi karşılıyor. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu gibi alıp sürüklüyor sizi hikaye içerisinde. O Muydu? hikayesinde yaşattığı gibi son ana kadar hikayeyi bitirmiyor, heyecan ve merak git gide yükseliyor. Küçük bir oyun gibi, kurgulanmış bir hikaye.

Alacakaranlıkta Bir Öykü Konusu

En kuzeyde geçiyor hikaye, şatolar ülkesi İskoçya’da. Güneşin tamamen batmadığı, gökyüzünün sütümsü bir hal aldığı topraklarda. Bir yaz günü geçen hikayede, hava berrak ve gökyüzü gülümsüyor. Gecenin bir vakti, loş bir ay ışığı, siyah saçlı bir çocuk, yakışıklı ve elleri narin. Şato hayatının kahkahaları içerisinde genç bir adamın hikayesi bu. Erkeklerin iskambil oynadığı, bolca sigara içtiği ve kahkaha attığı yerde geçiyor hikaye. Hikayemizin kahramanı genç adam erkeklerin arasına karışmak istemiyor fakat, kadınların yanında da kendini oldukça utangaç hissediyor. Ona çocukmuş gibi davranıyorlar ve yaptığı işlerde uslu bir çocuk gibi kendisine teşekkür ediyorlar.

Fakat bir gün canı sıkılan genç adam bu alacakaranlık yerde ağaçların altında yürüyüşe çıkıyor. Karanlığın içinde ilerlerken birden sıra dışı bir şey oluyor. Arkasındaki çakıl taşları hafifçe çatırdıyor ve korku içinde geri döndüğünde, ona doğru gelen beyaz, parlak ve uçuşan bir şeyler görüyor. Şaşkınlıkla bir kadının güçlü ve sımsıkı bir şekilde kendisine sarıldığını hissediyor. Alacakaranlıkta bir türlü yüzünü göremediği kadının ağzından tek kelime duyamıyor. Bu durumda baştan aşağıda titreyen genç adam, kadın karşısında daha fazla dayanamayıp gözlerini kapatırken. Olaylar tahmin edeceğiniz gibi ilerliyor.

Yaşananlardan sonra kadın, birden genç adamdan uzaklaşarak hızlı bir şekilde ortadan kayboluyor. Adını bile bilmediği bu kadının saçlarının kokusu ve cildinin pürüsüzlüğü kalıyor aklında. Yaşadıkları karşısında kendine gelemeyen genç adamın aklından, şatodaki kadınlar geçmeye başlıyor. Kim olabilirdi bu gizemli kadın? Ertesi gün genç adam şatodaki kadınlara dikkatli bakıyor, seslerini dinliyor ve beden kıvrımlarını analiz ediyor. Fakat yaşanan geceye dair kimseyi ortaya çıkaramıyordu. Kim olabilirdi?

Bir sonraki gece aynı şeyler tekrar yaşanıyor ve gizemli kadını ortaya çıkarmak için genç adam bu sefer daha kontrollü olmaya çalışıyordu. Fakat yine aynı başarısızlıkla sonuçlanacakken, alnına çarpan bir metal dikkatini çekiyor. Kadının bileğinde sallanan metal, bir madalyon yada sikke olmalıydı. Bu ipucu karşısında rahatlayan genç adam ertesi gün ilk iş, kadınların bileklerine dikkat etmeye başlamıştı. Kitty, Margot yada Elisabeth? Hangisiydi? Üçünün de bileklik taktığını gören genç adam tamamen allak bullak oluyor.

Hikayenin geri kalanında genç adam, bu üç kadından hangisi ile birlikte olduğu, bu gizemli kadını bulmanın peşine düşüyor. Tıpkı bir puzzle oyunu gibi bu kadını ortaya çıkarmak bulmacayı çözmek istiyor.

Alacakaranlıkta Bir Öykü Yorumu

Genç adamın gecenin bir vakti yaşadığı heyecana karşılık adını vermeyen gizemli kadını deşifre etmesi oldukça zor olacaktır. Hikaye bize film tadında bir öykü sunuyor. Soluksuz ve elinizden düşürmeden bitireceğinize eminim. Akıcı dili ve hikayeyi olabildiğince detaylarıyla aktaran Stefan Zweig‘a bu eserle hayran olabilirsiniz. Büyük keyif aldığımı belirtmek istiyorum. Sizlere de şimdiden keyifli okumalar diliyorum. Düşüncelerinizi paylaşmayı unutmayın.

Yorum yok

Ne düşündüğünü bizimle paylaş