Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nu okurken Stefan Zweig‘ın bu ilhamı nereden ve nasıl aldığını elbette çok merak ettim doğrusu. Hikayenin giriş kısmını okurken birden sona geldiğimi farkettim. Bir solukta okunacak hikayelerden. Her şey bir yana, kusursuz bir düşünce, ruh hali yada psikoloji ancak bu şekilde aktarılabilirdi. Eksik yoktu bence, fazla kısımları saymazsak… Fazlasıyla doyurucu ve düşündürücü. Elbette içinde kendinize yer alacak bir rol bulabilirseniz, muhtemeldir ki eşsiz bir sinema filminden çok daha etkileyici…

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu Kitap Konusu

Stefan Zweig, kısa bir girişten hemen sonra sizi hikayenin kollarına atıyor. Tanınmış roman yazarı olan R.’nin güne rutin başlaması ve kendisine gelen mektupları okuması ile olayın içine dalmış bulunuyorsunuz. İsimsiz bir mektup yazılmış kendisine ve “Beni hiç tanımamış olan sana” diye giriş yapıyor söze… Bilinmeyen Kadın; küçüklüğünden başlıyor sözleri dizmeye, kendisine aşık olduğu an, kendisini gizlilice takip ettiği, gözlemlediği ve onu nasıl heyecanlandırdığını anlatıyor. Bulunduğu şehirden taşınmanın kendisi için nasıl zor olduğu ve tekrar aynı şehre gelme hikayesini anlatıyor. Elbette küçükken dikkatini çekemediği R.’nin artık kendisini alımlı ve genç bir kız olarak beğendiğinin farkına vardığını da anlatıyor. Mektupta nasıl tanıştıklarını ve kendisiyle nasıl birliktelik yaşadığını da yazıyor. Elbette bu birliktelikten sonra Bilinmeyen Kadın hamile kalıyor ve ortadan kayboluyor.

Bilinmeyen Kadın mektubunda “Dün çocuğum öldüm” diye ekliyor nasıl bir gece geçirdiğini, çocuğunun nasıl hastalıklarla baş etmeye çalıştığını ve yenik düştüğünü yazıyor. Aslında bu çocuğun kendisinden olduğunu, bugüne kadar karşısına çıkmanın çok basit bir davranış olacağını belirtiyor. Kendisine zorla “Baba” olma ünvanı vermek istemediğini, çocuğun ölmesiyle artık bu durumun ortadan kalktığını da bilmesini istiyor. Bilinmeyen Kadın, hayatının üç farklı döneminde karşılaştığı yazar R. ile üç kez birlikte oluyor ve her seferinde yazar R. kendisini tanımıyor, tıpkı üç farklı kişi ile birliktelik yaşaması gibi değerlendiriyor. Sırf bu yüzden “Beni hiç tanımamış olan sana” sözü elbette oldukça manidardır. Kendisine mektup yazmasının sebebini de anlatıyor. Kısa süre sonra hayata veda edeceğini, bugüne kadar karşısına çıkmaması ve bugünden sonra olmayacağı için bir çocuğunun olduğunu ve öldüğünü bilmesini istiyor.

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu Kitap Yorumu

Giriş cümlelerinden sonra, bir mektubu olabildiğince hikayesine aktaran Stefan Zweig; mektup yazan Bilinmeyen Kadın’ın ruh halini net bir şekilde hikayeye yansıtmış durumda. Bir mektup ancak bu denli kusursuz ele alınabilirdi ve yazılabilirdi. Bir mektup ancak bu denli hikayeleştirilebilirdi. Gerçekten boğazınızın düğümlendiğini hissedebilirsiniz. Tıpkı bir biyografi gibi ama, bir hayatı bir hikayeye sığdırmak tam da Stefan Zweig’ın işi… Çok beğendiğimi belirtmek istiyorum. Elbette beğeneceğinizi de düşünüyorum… Düşüncelerinizi mutlaka yorum kısmına yazmanızı rica ediyorum. Şimdiden keyifli okumalar diliyorum…

Yorum yok

Ne düşündüğünü bizimle paylaş