Bir Kalbin Çöküşü : Ciğerimiz Kalmamıştır

Stefan Zweig, Bir Kalbin Çöküşü’nde baş kahraman yaşlı adam Salomonsohn’un hikayesi ile resmen ciğerimi dağlamıştır. Güçlü gözlem, tasvir ve anlatımın yanında olayın içerisine yoğun miktarda psikoloji nakşetmiştir. Kitap satırlarında bazen kalbinizin sıkıştığını hissedebilir, aralanan kapıda birebir gerilim yaşayabilirsiniz. Okuduğum bir çok Stefan Zweig hikayesi bir yana Bir Kalbin Çöküşü hikayesi diğer yanadır. Yoğun bir psikoloji hissiyatı ile iç içedir.

Bir Kalbin Çöküşü Kitap Konusu

Bir Kalbin Çöküşü kitap konusu; yıllarca pazarlama işinde kapı kapı dolaşıp, elindeki malları pazarlayan, o şehir senin bu şehir benim demeden didinen, varını yoğunu biricik kızı Erna ve eşine adayan Salomonsohn’un gerçekten kalben çöküşünü anlatmaktadır. Çalıştığı süre zarfında ailesi ile olan bağlarını gözden geçirmeye vakit bulamamış, ne isterlerse almakla her şeyin hallolacağını düşünmüş olan Salomonsohn, günün birinde aslında hiçbir şeyin olmadığının farkına varmış. Bir yönden haklı olmakla birlikte diğer yandan hayatın gerçeği ile karşı karşıya kalmanın verdiği dayanılmaz acıyla hayata gözlerini yummuştur.

Eşi ve kızı Erna ile dinlenmeye çekildiği otelde başlıyor hikaye. Bir gece yarısı ansızın uyanması ile, belirli belirsiz bir gölgenin ortadan geçtiğini görmüştür Bay Salomonsohn. Fakat bu gölge kendi ailesine ait olan odalardan birine doğru yol almıştır ki, aklına gelen tek isim kızı Erna olmuştur. Gecenin bir yarısı bir başka erkek ile gizlice aynı odada birlikte olmaları, akabinde ve detayında yaşanan ve yaşanabilecek olayları düşündükçe uykuları kaçmıştır Salomonsohn’un. Gün içerisinde eşi ve kızının etrafında gezinen erkeklerin aslında çok da masum olmadıklarını, eşi ve kızıyla vakit geçirmek ve birlikte olmak adına her türlü kötülüğü düşündüklerini aklından geçirmektedir.

Kızının daha ilk günki pofuduk-lokum ellerini, ilk baba deyişini ve çocukluğuna ait tüm hatıraları canlanmıştır kafasında. Fakat diğer taraftan artık onun bir çocuk değil, başka erkeklerle birlikte olabilecek kadar büyüdüğünü, yetiştiğini kafasına sokmaya çalışmaktadır. Her ne kadar bu denli çaba içerisine girse de maalesef bunda başarılı olamamıştır. Kızı ve eşinin kendinden çok diğer erkeklerle vakit geçirmesi artık Salomonsohn’un canına tak etmiştir. Eşinin ve kızının her türlü ihtiyacını karşıladığını, daha refah ve müreffeh bir yaşam süreleri adına gece gündüz çalıştığını düşünen Salomonsohn artık kendisinin, eşi ve kızı Erna için yeterince kültürlü olmadığını ve hatta varoş kaldığını düşünmeye başlamıştır.

Israrla eşine otelden ayrılmak istediğini, başka bir otelde tatillerine devam etmek istediğini belirtsede, bu çaba eşi ve kızı Erna’nın nezdinde yanıtsız kalmıştır. Kendisinin istenmeyen kişi konumunda olduğunu hisseden Salomonsohn ani bir kararla otelde ayrılıp evine dönme kararı almıştır. Kızı ve eşinin ısrarlarına aldırış etmeden kararını uygulayan Salomonsohn, kendisine çekilen telgraf ve mektuplara da cevap vermemiştir. Evine dönen eşi ve kızıyla zor durumlar karşısında konuşmayan Salomonsohn, bir süre sonra hizmetçilerin kullandığı kapıyı kullanarak eve giriş-çıkış yapmaya başlamıştır. Olabildiğince kendini evden soyutlayan Salomonsohn’un varlığı ve yokluğunu neredeyse bir hale gelmiştir. Bir süre sonra yemeği de hizmetçilerin bulunduğu yerde kendisine ayrılan odada yemeye başlayan Salomonsohn, ciddi krizler geçirmeye başlamış ve artık önü alınamaz hale gelmişti. Tüm bunlara dayanamayan Salomonsohn, doktorun ısrarı üzerine ameliyat olmaya karar vermiştir. Doktorun teşhisleri sonrasında, bakışlarında vermek istediği mesajı algılayan Salomonsohn, nihayet kötü günlerin sona erdiğini ve ölümün kendisini beklediğini sevinçle karşılamıştır. Tüm mal varlığı bağışlayan Salomonsohn, en son parmağındaki alyansı da karşısına çıkan bir kadına vererek adına kayıtlı hiç bir maddi değer bırakmayarak hayata gözleri yummuştur.

Bir Kalbin Çöküşü Kitap Yorumu

Elbette Salomonsohn’un karısı bir yana ama, özellikle kızı Erna’ya olan bağlığı ve Erna’nın yetişkin bir birey olduğunu kabul edememesi Salomonsohn için ciddi bir yıkım olmuştur. Eşinin durumu başka bir hikaye konusu olabilir. Burada en çok kızı Erna etkilemiştir hikayemizin baş kahramanını. Fakat hemen yanında duran eşinin de bir zaman genç bir kız olduğu, kayınpederiyle tanıştığında kayınpederinin nasıl duygular beslediğini göz ardı etmiştir. Kimse kolay kolay kızının büyüdüğünü, evlilik çağına geldiği muhtemelen kabul etmez ama, bu bir gerçektir. Bir zamanlar olgunlaşıp bir başkasının kızı ile evliliği düşünüp bunu hayata geçiren erkekler, kız babası olduğunda onun başka erkekler ile olan iletişimi, etkileşimi ve ilişkisine ciddi olarak karşı çıkmakta, kabullenmemektedir. Salomonsohn’un da sonunu bu kabullenmeme getirdi. yılmaz Erdoğan’ın skecinde bahsettiği gibi; “Siz birgün gider bir başkasının ciğeri söküp yerinden alırsınız ama, bir başkası da karşınıza gelip sizin de ciğerinizi sökerek alır” cümlesi gelmiştir. Eminim bir çok baba için kızını evlendirmek en az ciğerlerini yerinden sökmek kadar zordur. Yaşadıklarınızla, gözlemlerinizle kitabın çok daha anlamlı konumlandırılacağına inanıyorum. Düşüncelerini yorumlamanızı, paylaşmanızı unutmayın. Şimdiden keyifli okumalar diliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir