En İyi Markamız Mutfağımız

Mevzu her ne kadar turizm ve seyahat odaklı olsa da, realite daha çok mide üzerine kuruluydu. Bir milletin kalbine giden yolun mideden geçmesi bu denli resmedilemezdi. Yemeği seviyoruz, kaliteli yemeği ise daha çok seviyoruz. Hele bi de yetiştirildiği yada ait olduğu şehirden geliyorsa o yemek vazgeçilmezimizdir.

Emitt tarafından organize edilen Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarına il ve ilçelerden yoğun bir katılım vardı. Adını bildiklerim dışında, acaba bu ilçe nereye bağlı, hangi bölgede kalıyor diye sorduklarım da vardı. Haftasonu olduğundan vakit geçirmek için harika bir fırsattı. Bilmediklerimi öğrenmek en büyük kazanım.

Standlar şehrin (il yada ilçe) mozaiğine göre dizayn edilmiş, tasarlanmış. Bazı şehir standları olayı çok başka anlamış, zannedersin ki televizyon stüdyosu… Parlayan ışıklar, spot lambalar vs. kimi standlar ise gerçekten o şehrin kültürünün bire bir yansıtmış.

Her şehrimizin mutlaka tarihi yada turistik bir özelliği mevcut. Malum yaşadığımız toprakların neredeyse her karışında bir tarih yatıyor. Hüküm sürmüş imparatorluklar, medeniyetler… Bu yüzden çok kültürlüyüzdür, çok renkli, çok baharatlı, çok acı, çok tatlı 🙂

Bir an açık büfe fuarında hissettim kendimi 🙂 Sanki ustalar fuara katılmış da hünerlerini sergiliyorlar gibi… Adıyaman standında çiğköfte, Kahramanmaraş standında dondurma, Siirt standında fıstık, Diyarbakır’da kadayıf, Hatay’da künefe, Gaziantep’de baklava… Say say bitmiyor 🙂

Memleket resmen lezzet haritası. Hak vermiyor değilim, her hafta gezip program yapan gurmelere 🙂 Olay şehirleri tanımaktan ziyade yemekleri tatma noktasına geldi.

Evin en önemli yerlerinde biridir mutfak bizim için, burada da tescillenmiş oldu. Yemek yapmayı, yemeyi seviyoruz. Midemize düşkünüz. Doğal olsun, organik olsun havalarındayız 🙂 Zeytin Gemlik’den, Mantı Kayseri’den, sucuk, pastırma, tarhana… biri beni durdursun 🙂

İyi hoş güzel de turizm fuarındayız ama birşeyler eksik yani birden durup turizm gözüyle bakmaya çalıştım yada şöyle düzelteyim; Paris‘i nasıl geçeriz, Roma’yı nasıl sollarız, Madrid’i nasıl arkamızda bırakırız? gibi sorulara gark oldum. Tamam bir Eifel kulemiz yok, bu kule tamamen demirden ibaret ama Paris dünya üzerinde marka bir şehir. Roma, Madrid, Berlin, Prag daha bir sürü şehir sayabiliriz. Geri dönüp bizim şehirlerimize baktığımızda, evet bizde onlara fark atacak değerlerimiz var yok değil, ama sorun ne?

Sanırım bunun cevabını hepimiz biliyoruz ve lafı burada noktalamak istiyorum 🙁

Fuara ayrıca ülkeler düzeyinde de katılım vardı. Tayland, İran, Bulgaristan, Yunanistan, Brezilya, Hindistan, Filistin vb. ülkeler temsil ediliyordu. Çok mu soğuk insanlardı yada hiç mi misafirperver değillerdi? Kimse birşey ikram etmedi 🙂 Yemekten ziyade pazarladıkları yada tanıttıkları unsurlar onlar için daha başkaydı. Bu yüzden Paris, Roma, Berlin, Venedik vb… diye yırtınıyoruz.

Marka şehir olmak başka birşey, lezzetli olmak başka…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir