Kızıl

Her hikayesinde farklı bir dünyayı tüm ayrıntılarıyla tasvir eden ve bizi hikayenin içinde sürükleyen Stefan Zweig, Kızıl hikayesinde bunu yine müthiş bir şekilde başarıyor. Avusturyalı yazar Stefan Zweig, tıpkı “Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu”, “Bir Kalbin Çöküşü” hikayelerindeki gibi Kızıl’da da içinde bulunulan atmosferi en ince ayrıntısına kadar ele alıp, bizi hikayenin içine yerleştiriyor. Kızıl, Stefan Zweig’ın gençlik dönemi yapıtlarından ve 1908 yılına ait efsane bir hikayedir.

Kızıl Kitap Konusu

Okuyucularından tam not aldığına emin olduğum Kızıl’ın konusu; hikayenin baş kahramanı olan, taşradan Viyana’ya tıp fakültesi okumaya gelen ve henüz 18 yaşında özgüven problemi yaşayan, kendini topluma kabul ettirmeye çalışan ve bir başına yalnız olan, Bertold Berger’dir. Yazar Stefan Zweig; Berger’in Viyana’ya gelişini, mevsimin sonbahar oluşunu, ağaçları ve rüzgarı olabildiğince içselleştirmiştir. Üniversiteyi yeni kazanan ve yaşadığı şehirden ilk kez çıkan bir üniversite öğrencisinin başına gelenlerle aynıdır, Berger’in başına gelenler. Kimseyi tanımamak, şehri bilmemek ve olabildiğince can sıkıntısı. Tanıdığım birçok kişi bu zorlu durum karşısında kendisini tutamayıp muhakkak ağlamıştır. Annesinin, babasının, ailesinin ve şehrinin değerini ilk burada anlamıştır.

Viyana sokaklarını gezerek ev arayan Berger, yaşlı bir kadının kiraladığı evin odalarından birini tutmuştur. Aynı zamanda bir başka odada hukuk okuyan ev arkadaşı Schramek ile tanışmıştır. Alışma döneminde bir yandan ev sahibesinin küçük kızını da tanıma fırsatı bulmuştur. Schramek ile Berger zaman içerisinde sohbet etme fırsatı bulmuş, neredeyse hemşehri çıkacaklarmış. Biri Bohemya’lı iken diğeri Mahren’liydi. Elbette Berger’in çömezliği ve Schramek’in üst sınıf ve yaşça kendisinde büyük olmasından dolayı, kendisinin sürekli olarak çocuk, ufaklık olarak çağrılmasına sebep olmuştur.

Fakat Berger bu durumdan çok sıkılmış, kendini kabul ettirmenin yollarına koyulmuştur. Berger, ortama ayak uydurmak, hayatı tanımak ve bu hayata alışmak istiyordu. Geçen süre zarfından Schramek’in kız arkadaşı Karla ile tanışmıştır. Elbette yaşı ve yaşadığı şehir itibariyle, Karla ile iletişime girmesi zorlu ve uzun zaman almıştır. Ev arkadaşının sevgilisi olmasından dolayı, kendisine karşı saygılı ve seviyeli olma çabasındadır. Buna rağmen, Schramek’in okuldan geç gelmesi üzerine Berger ve Karla arasında yakınlaşmalar başlamıştır.

Geçen zaman içerisinde Berger, yaşanılanların bir anlamı olmadığını, sorgulamalarından bir çıkarım elde edemediğini düşünmektedir. Fakat o dönem ev sahibesinin küçük kızı hastalanmış ve kendisine bakmayı görev bilmiştir. Bu dönemde, Viyana’ya ilk geldiğinde günlük tutmayı planlayan Berger’in uzun süre bunu ihmal ettiğini ve günlük tutmaya başlaması gerektiğini düşünür. İlk cümlesi olarak “Incipipvitanuova” (Yeni bir hayat başlangıcı) yazar. Fakat elinden bir türlü geçmeyen kızıllık dikkatini çeker.

Ev sahibesinin küçük kızından kendisine kızıl(cık) hastalığı bulaşmıştır. O sıra doktorunun söylediği sözler birden aklına gelir; “Bir çocuk hastalığı olan kızıl, büyükler için ölümcül olarak sonuçlanmaktadır”. Berger günler sonra ateşler içinde yataklara düşmüştür. Hastalığı tüm evi derin bir kedere bürümüştür. Kız kardeşi, Karla ve Schramek başucunda iyileşmesini beklerken, herkes üzüntü ve kederli bir bekleyiş içerisindeyken, dışarda ise akıp-giden yaşamın sesi geliyordu…

Kızıl Kitap Yorumu

Tıpkı diğer hikayelerinde olduğu gibi, bu hikayede de yer alan başrol oyuncusu Berger’in içinde bulunduğu durumu, hayatın başka bir yüzünü güçlü anlatımıyla bizlere sunuyor Stefan Zweig. Henüz hayata yeni atılan; şehrini, ailesini, arkadaşlarını geride bırakan bir gencin karşılaştığı durumları ince ayrıntısına kadar gözler önüne seriyor. Bir Stefan Zweig hayranı olarak, okumanızı mutlaka öneririm. Bir solukta bitireceğiniz, keyif alacağınız bir hikaye olacağına eminim. Şimdiden keyifli okumalar diliyorum.

Yorum yok

Ne düşündüğünü bizimle paylaş