Ne Varsa Eskilerde Var, Eski Yapılarda!

Hepimiz hayran kalırız eski yapılara. Yaşadığız yada gezdiğimiz yerlerde. Şehire veya kültüre ait bir simge gibi durur karşımızda. Medeniyetin göstergesidir aynı zamanda.

Geçmiş zaman izlerini günümüze taşır, sessiz sedasız. Hayran kalırız bu yapılara; kimisi han, kimisi hamam, kilise yada camii… Bir seyahate çıktığımızda bizi ilk karşılaşayan şehir unsurlarının başında gelir bu yapılar. Öylesine sanat öylesine tarih barındırır içinde. Emeğin işlendiğini hissedersiniz her santimetresinde, yürürken tarih sayfalarında gezdiğinizi…

Hepsinin ayrı bir tarzı vardır, mimarı tarafından işlenen. Kimi Barok, kimi Gotik, kimisi ise Neoklasik tarzda yapılmıştır. Elbette bunlar dışında mimariye sahip yapılarda mevcut. İlk aklıma Mardin gelir bu muntazam örneklemeye, hemen ardından Prag. Çok fazla yer sıralanabilir ülkemizde ve dünyada üzerinde…

Sit alanına dahil edilmiştir bu şehirlerden bazıları yada dünyanın harikaları arasında yer alır. Mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında gelir. Sadece yapı olarak değil, turizm olarak ülke ekonomisine katma değer sunan yapılardır bunlar.

Ne varsa eskide var, eski yapılarda. Eskiden kalanların ekmeğini yiyoruz hâla… Peki ya şimdi? Birden dönüp yaşadığımız yapılara aklım takılır, modernleşme altında beton yığınlarının içinde kalmış hayatlarımız… Hiçbir estetiği ve mimarisi olmayan yapılar; evimiz, iş yerlerimiz… yaşadığımız mekanlar.

Bangır bangır bağırıyor, yüksek standartlarda yaşam konforu sunuyor reklamlar. Bahçede havuz, otopark, oyun alanı vs… ama hiçbirinde mimari bir proje yok. Mimariden kastım sanatsal mimari, işçilik ve kullanılan malzemeler…

Elbette bir değer bir maddiyat söz konusu. Herşeyin parasal bir değeri vardır. İnşaat şirketleri için de bu böyledir. Tüm bu şirketler arasından sıyrılıp, farklılık yaratacak sanatsal yapılar inşa eden bir şirket çıkmayacak mı?

Çıkması ümidiyle 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir