Nusr-et ve Self Martketing

Son günlerde özellikle sosyal medya ile dünya gündemine düşen Nusret’i değerlendirecek bir yazı yazmak istedim. Herkes baharatı, tuzu, biberi etin üzerine nasıl serptiğini ve ikonik hareketini konuşuyor ama ben olaya biraz daha pazarlama yönüyle bakıyorum. Öncelikle yaptığım araştırmalar ile biraz kendisini tanıyalım.

Nusret Kimdir?

Nusret Gökçe, bir maden işçisinin beş çocuğundan biri, maddi imkansızlıklar yüzünden okuldan ayrılıp kasap olmaya karar veriyor. Elbette bu bir tercih mi zorunluluk mu bilinmez ama şuan bu işi en iyi yapanlardan. Çalıştığı yerlerde işin tekniklerini öğrenerek son durak İstinye Park’ta buluyor kendini. Herşey buraya kadar normal, memlekette birçok kişi bu adımları zaten biliyor ve yapıyor. Bundan sonraki adımlarda iş başlıyor. Arjantin, Amerika ve Japonya’ya gidip işini daha iyi öğrenmek adına buralarda karşılıksız hatta kaçak olarak çalışıyor. Dönüşte ise bir başka Nusr-et şeklinde dönüyor. Bir kasap düşünün ki eğitim için yurt dışına gidiyor, ne eğitimi diye soranlara da “daha iyi et pişirme” eğitimi. Güldüğünüzü, kahkaha attığınızı duyar gibiyim. Çünkü bizim Türkiye’de insanlar ancak; MBA ve üzeri eğitimler için yurtdışına gider ve bir kısım da dil öğrenmek için. Et pişirmek için, insan yurt dışına eğitime gider mi? Gitti.

Nusr-et ve “Self Marketing”

Yazıyı yazmadan önce bir deyim bulduğumu zannetmiştim “Self Marketing” ama araştırınca böyle bir deyimin var olduğunu gördüm. Ben geç kalmışım bu deyime. Yani “Kendini Pazarlama” anlamını içeriyor. Nusret’in de tam olarak yaptığı şey bu, yani kendini pazarlıyor. Elbette bu işte sosyal medyanın payı çok büyük, yoksa milyonlara ulaşması bu kadar kolay olmayacaktı. Sosyal medya zaten bu amaca hizmet ediyor, kişinin kendi kendini pazarlayabilmesine. Yoksa bu kadar “like”ın ne anlamı olabilir ki? Özellikle eti tuzlama hareketiyle.

İnternette biraz araştırdığımda özellikle ekşi sözlükte kendisi hakkında yazılanlara baktım. Ne tesadüftür ki, dünyaca viral olmadan önce yorumların büyük çoğunluğu Nusret’i eleştirirken, viral olduktan sonra “Nusretçim Şöyle”, “Nusretçim Böyle” diyenler çoğalmış. Özellikle de bu dönemden sonra yorum sayısında çok ciddi bir artış olduğunu söyleyebilirim.

Bu yazıyı yazmaktaki amacım aslında bundan sonrası için başlıyor. Nusret ve “Self Marketing”. Yani Nusret’e bir pazarlamacı gözüyle bakabilmekten bahsediyorum. Nusret’in neleri, nasıl yaptığına kişide nasıl bir intiba uyandırıyor, ne yaptığından çok nasıl yaptığına bakalım.

Hepimiz videolarının tamamını olmazsa da bir çoğunu seyretmişizdir. Et ile arasındaki özel münasebetten bahsediyorum 🙂 Çoğu kişi tuhaf bulsa da Nusret, bu işi ciddiyetle yapıyor. Öncelikle işini sevdiğini her platformda söylüyor, zaten sevmezse bu derece ses getiremezdi. Sabah erken kalkıp en iyi eti seçmeye gidiyor. Mutfağa giriyor, kesiyor, pişiriyor, servis ediyor, müşteriyle göz göze geliyor, halini hatırını soruyor, sonrasını sunumu hazırladığı lezzete bırakıyor.

Nusret gibi Türkiye’de birçok insan vardır. Bu kişilerden bazıları hizmet verdiği yer ile, bazıları lezzet ile, bazıları güleryüz vs. ünlüdür. Listeyi uzatabiliriz… Mesela ünlü biri Adana’da yada Gaziantep’de konser veya herhangi bir etkinliğe katıldığında o şehrin en lezzetli yada en ünlü yerine gider. Nusret’in Etiler’de olması, ünlülerin bu mekanı tercih etmesini bunu değiştirmiyor. Yani Adanalı yada Gaziantepli ustanın hiçbir dezavantajı yoktur bu konuda. Öncelikle Etiler konumunu eleyelim ki, kimseye haksızlık olmasın. Sonrasına yani Nusret’in kendisine bakalım.

Öncelikle işinin çok sevdiğini söylemiştik. İşini ciddiyetle yaptığı ise aşikar. Bir usta değil aynı zamanda bir şovmen (işte asıl mesela bu) Şovmenlik kişinin ruhunda vardır, sonradan kazanılabilecek bir olgu değil, sadece onu açığa çıkarmak gerekir. Dışarıdan bakıldığında ister günlük kıyafet olsun, isterse resmi bir kıyafet olsun, ikisini de başarıyla taşıyor. Yani dönüp kendisine “Kasapsın sen, kasap kal” demiyor. Spor kıyafetler giyince başka bir hava, klasik kıyafetler giyince başka bir havaya bürünüyor. Yanındaki insanların yanında mütevazi ama sönük durmuyor. Bir sanatçı ile çekilen fotoğrafı dikkatle incelediğinizde, kendisine saygı gösteriyor ama duruşuyla bu resimde ben de varım diyor. Özgüveni yüksek. Esasında Nusret kendini çok seviyor. Kendine saygı duyuyor. Bu işine yansıyor ve müşterileri de kendisine saygı duyuyor. İşini sevmesi en büyük farklılığı yaratıyor. Mahalle kasabının et keserken bize yaşattığı gerilimi bilmeyenimiz yoktur. “Et fiyatları çok yüksek, et ithal ediyoruz” gibi söylemlerde bulunmuyor.

İşin her aşamasını biliyor, yani ciddi bir yatırımın tüm proseslerinde gerçekleşen olaylardan haberi var. Ustası olduğu işin çıraklığından geliyor. İletişim gücü yüksek, masaları dolaşarak müşterilerini selamlama ve ilgilenmeye çalışıyor. İş disiplini yüksek, sabahın en erken saatlerinden, gecenin en geç saatlerine kadar çalışıyor (başarının büyük kısmı da burada gizli).

Kim ne demiş, ne konuşmuş hakkında çok da ilgilenmiyor, yani bugüne kadar kendisi hakkında yapılan yorumlara cevap vermiyor. Kendisini biliyor ve ne yaptığının farkında, kimseyi dinlemiyor açıkçası. Çünkü kimse onun buralara gelebileceğini tahmin bile edemiyordu.

Değişime ve gelişime açık; sıradan et ile inovasyon yaratıp, müşterilerine aynı içerikle farklı tatlar sunuyor. Vizyon sahibi. Aynı zamanda cesaretli bir yapısı var. Londra ve New York’a açılmayı planlıyor. Plan ve proje yönetimi de yapıyor. Geleceğe dair planlar hazırlıyor. Yerinde saymıyor. Mahalle kasabına yada Gaziantep’in en ünlü ustasına “vizyon” nedir diye sorun bakalım, ne cevap verecek?

Nitekim sosyal medyada son günlerde Nusret çılgınlığının Londra ve New York’da şube açılmasıyla alakalı olduğunu düşünüyorum. Bir nevi ön lansman yaptı. Lansman nedir? Evet sıradan kasaplar bilmez. Bunu ancak Nusret gibi vizyon sahibi olanlar bilir. Şubeler açıldığında insanların sıraya gireceği, bir merak uyandırma lansman projesi olarak görüyorum son dönemdeki #saltbae popülerliğini. Bunu ilerleyen günlerde birlikte görüyor olacağız. Elbette başarılı olmasını can-ı gönülden istiyorum. Belki vizyon sahibi olmak isteyen Kasap, Manav ve Marangozcularımıza ilham olur. İşletmelerden bahsetmiyorum bile 🙂 Ders niteliğinde bir model olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim, kim bilir belki bir gün “Son Et Kesici Nusret” diye filmi de çıkar, kim bilebilir 🙂

“Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse; Micheangelo’nun resim yaptığı, Beethoven’ın beste yaptığı veya Shakspeare’nin şiir yazdığı gibi süpürün. O kadar güzel süpürün ki gökteki ve yerdeki herkes durup burada dünyanın en iyi çöpçüsü yaşıyormuş desin.” -Martin Luther King

Okuma sabrı gösterdiğiniz için teşekkür ediyorum…

Kaynak 1Kaynak 2Kaynak 3

3 Yorumlar

  1. Birakin Allahinizi seviyorsaniz sacma sapan tuz dokuyor iki hareket yapiyor diye millete 30 tl lik eti 150 tl den iteliyor bu dolandiriciliktir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir