Putların Alacakaranlığı

Putların Alacakaranlığı

Putların Alacakaranlığı – 1900 yılında hayata gözlerini yummuş birinin, ölümünden 2 sene önce yazdığı kitabıyla kendisine merhaba demek biraz absürd mü kaldı? Tüm hikayeyi kaçırmış mı oldum? Daha çok kişisel gelişim kitapları okuyan ben, başımı biraz kaldırdığımda karşıma çıkan adam Friedrich Nietzsche! Ne kadar şanslıyım 🙂

Bu kadar felsefeyi bünyem kaldırabilir mi? İlklerin hep özel olması gerekmez miydi? -Evet, tam da öyle oldu. Kitap okurken edindiğim alışkanlık önemsediğim yerlerin altını çizmek, kitabı bitirdiğimde ise bu yerleri tekrar tekrar gözden geçirme gibi huylarım var.

Putların Alacakaranlığı kitabını okumaya başladığım andan itibaren, altını çize çize kitabın bir hal aldığını belirtmek istiyorum ki, bir süre sonra bu eylemi bırakmak zorunda kaldım 🙂

Putların Alacakaranlığı

“Bir işte muziplik yoksa o işte başarı da olmaz” sözüyle Nietzsche’nin de bir muziplik hazırlığında olduğunu hissettim. Hangi yönüyle ele alınırsa alınsın, kitabın yazıldığı günden bugüne yaşam dediğimiz, hayat diye yaşadığımız olayların ve sonuçlarının değişmediğini ortaya koyan, o günden bu güne atıfta bulunan, elden düşürülmemesi gereken kitap olarak yorumlayabilirim.

Yunanlılara, İngilizlere, Romalılara, Sokrates’e Heraklitos’a, Kant, Goethe ve Schopenhauer’e, Hristiyanlık’tan Yahudiliğe kadar geniş bir çerçevede ele alınmış kitapta tuhaftır ki, şuan 2016 Türkiye’sini ve dünyasını gördüm.

Evet dünya dönüyor, gelişiyor ve değişiyor… ama insan? Değişmeyen tek şey insanlık. Kitap’tan daha fazla bahsetmek yerine, altını çizdiğim birkaç yeri sizlerle paylaşmak istiyorum.

  • Hataların kötüye eşdeğer olduğu ifade edilir. İyi olan herşey ise sınır tanımaz, gerekli ve dolayısıyla kolay ve içgüdüseldir. Çaba başarısızlıktır.
  • Her olay bir eylem ve her eylem de bir istek sonucu meydana gelmektedir. o halde bu varsayıma göre dünya eylemcilerden oluşmaktadır ve özneler olaylara eklenmektedir.
  • Ahlak ve din, hata psikolojisine dayanmakta, her basit neden, her etki şaşırtan gerçeklerden, gerçeğe inanmaktan uzaklaştırarak bilincin işlevsel temellerinden uzak durmaktadır.
  • Ahlak sadece bir semptomun işaret dilidir. insanın ondan fayda sağlaması için nasıl düzgün şekilde yorumlayacağını bilmesi gerekmektedir.
  • Doğa, sanat için bir modeldir. Bu model boşluklara, abartılara ve bozulmaya neden olur. Doğa psikoloji için bir nimettir, şanstır.
  • Müziği sanattan ayırma olasılığı, bir kas duygusu olarak bloke edilmiştir. Bunun nedeni şudur: Her ritm kaslarımızın ilgisini çekmektedir ve bu nedenle vücudumuz her duyguyu taklit ve temsil etmektedir.
  • Güç yitirilmişse, şehvet artık övgüye layık değildir.
  • Gururlu bir şekilde ölmek mümkün olmadığı gibi artık gururlu bir şekilde yaşamak da mümkün değildir.
  • Yaşamı seven insan başka bir ölüm istemelidir ve bu özgür, bilinçli, aniden yada tuzak sonucu olmamalıdır.
  • İnsan kulaklarına inanmıyorsa Eflatun’a inanmalı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir