Sigmund Freud - Bir Yanılsamanın Geleceği

Bir Yanılsamanın Geleceği

Kişinin beş farklı dönemden geçerek geliştiğini öne süren psikanalitik kuramının kurucusu Avusturyalı Nörolog Sigmund Freud; Bir Yanılsamanın Geleceği kitabında toplumu ve bireyi kendine has üslubuyla değerlendiriyor. Bireyden başlayıp toplumu, toplumdan başlayıp bireye doğru analizlerini aktaran Sigmund Freud, Bir Yanılsamanın Geleceği kitabında toplumun geleceğini inşa ettiği unsurları ele alıyor. İnsanlığın en başından günümüze kadar, geçmiş ve gelecekle bağlantılar kuran Freud, geleceğin bir gerçeklik üzerine mi yoksa bir yanılsama üzerine mi kurulduğunu aktarıyor. Elbette burada insanı ve toplumu doğadan ve inançlardan soyutlamak olanaksız. Yaşadığı şartlar altında geleceğe dair hazırlık yapan toplumların, bunun sonucunda bir yanılsama ile karşı karşıya kalabileceğinide gösteriyor.

Geçmiş ve Gelecek Üzerine

Geçmişi bilmenin, geleceği görme ve ilerleme noktasında bir ışık, yol gösterici olacağını ima eden Freud bu noktada açıklamasını şöyle yapmaktadır; “Herşey bir yana, insan etkinliklerinin olanca boyutuyla değerlendirmesini yapabilecek çok az sayıda insan vardır. İnsanların çoğu, kendisini bu etkinliklerin bir tek veya az sayıda alanıyla kısıtlamaya zorlanmıştır. Ancak insan yine de, geçmiş ve şimdiki durum hakkında ne kadar az şey bilirse gelecek hakkındaki yargısı da o derece belirsiz olma durumundadır. ” İnsanın geleceği üzerine yapacağı değerlendirmeleri sağlıklı bir biçimde sonuçlandırabilmesi için var olan şu süreci oldukça iyi değerlendirmesi gerektiğini belirtmektedir. Yani bir bakıma şu an yani yaşanılan anı geçmiş gibi görmek ve değerlendirmenin daha sağlıklı olacağını söylemektedir. Elbette içinde yaşanılan anı değerlendirmek oldukça zor bir süreç, bir bakıma “Sonradan pişman olacağın şeyleri yapma” deyimimizi bizi hatırlatmaktadır.

Yani geleceği tasarlarken, şu an yapılan eylemlerin gelecekte nasıl sonuçlar doğuracağını iyi kestirmek, analiz etmek gerekliliğinin altını çizmektedir. Bu durumu Freud şu şekilde açıklamaktadır; “Şu çarpıcı olguyu dikkate almak gerekir: insanlar genellikle içinde bulundukları durumu naif bir biçimde sanki içeriği hakkında bir değerlendirme yapma yeteneğinden yoksunmuşçasına yaşarlar. Şimdiki durumun, gelecek hakkında bir yargıda bulunmamıza yarayacak gözlem noktaları sağlayabilmesi için insanların şimdiki durumla aralarına mesafe koymaları, yani şimdiki durumun geçmiş olması gerekir.” 

Tembel ve Akılsız Yığınlar

Eğer liderler yaşam gerekleri konusunda üstün anlayış sahibi ve kendi güdüsel arzularına hakim olmada yükselmiş insanlar ise herşey yolundadır, diyen Freud; liderin etkilerini yitirmemek için kitleye onun, kendilerine gösterilenden daha hoşgörü göstermesini tehlike olarak adledmektedir. Yığınların bir azınlık tarafından denetiminden vazgeçmek ne kadar olanaksızsa, uygarlığın işleyişinde zordan vazgeçmek de bir o kadar olanaksızdır diyen Freud durumu şöyle açıklamaktadır; “Çünkü yığınlar tembel ve akılsızdırlar; güdüsel özveriden hoşlanmazlar ve bunun kaçınılmazlığı konusunda hiçbir şekilde ikna edilemezler. Bu yığınları oluşturan bireyler, disiplinsizliğin dizginsizce uygulanaması konusunda birbirlerini desteklerler.”  

Liderlerinden bir farkı olmayan toplulukları değerlendiren Freud; Sevgiyle yetiştirilen ve mantığa değer vermeleri öğretilen, uygarlığın yararlarını erken bir yaşta anlayarak, tadarak öğrenmiş olan yeni kuşakların uygarlığa karşı tutumunu çok farklı olacaktır. Uygarlığı kendilerine ait bir varlık olarak duyumsayacaklardır ve korunması için çalışma ve güdüsel doyum konularında uğruna gerekli özverileri yapmaya hazır olacaklardır. Zorun kullanımı olmadan işlerini yürütebilecekler ve bu anlamda liderlerinden pek az farklı olacaklardır. Eğer şimdiye kadar herhangi bir kültür bu nitelikte insan kitlelerinden oluşturamadıysa, bunun nedeni henüz hiçbir kültürün insanları, özellikle çocukluktan başlayarak, bu yönde etkileyecek kurallar dizinini hayata geçirmemiş ve tasarlayamamış olmasıdır, şeklinde açıklamaktadır.

Uygarlık ve Yasaklar

İnsanlığın varoluşundan günümüze tüm toplumlarda ortak olarak yasaklanan, evrensel anlamda kınanan veya topyekün günümüzde artık görünmeyen durumun başında yamyamlığın olduğunu belirten Freud; insanların büyük bir çoğunluğunun bu noktadaki kültürel yasaklamalara yalnızca dış zorlamanın baskıyla ve elbette yalnızca bu zorlamanın etkili olabildiği yerlerde ve korkulacak bir şey olduğu sürece, boyun eğdiklerini şaşkınlık ve ilgiyle görürüz, şeklinde açıklarken; ensestten kaçınan ama hırslarının, saldırgan dürtülerinin veya cinsel ihtiraslarının doyumundan kendilerini yoksun bırakmayan ve diğer insanları karşılığında ceza görmedikleri sürece yalan, hile ve iftiralarıyla yaralamakta bir an bile tereddüt etmeyen oldukça fazla sayıda uygar insan vardır. Ve bu hiç şüphesiz uygarlığın geride bıraktığı çağlar boyunca hep böyle olmuştur, diye altını çizmiştir.

Korku, Kader

İnsanın doğar doğmaz anne-baba ile ilişkisinin çaresizliğe dayandığını, babasından korktuğunu fakat babasının başka tehlikelere karşı kendisini güvende hissettirdiğini belirtmektedir. Doğa karşısındaki çaresizliğine karşı tanrıya sığınan insan için tanrı; doğanın dehşetini gidermeli, insanı özellikle ölüm konusunda olduğu gibi, kaderin zulmüne alıştırmalı ve uygar bir yaşamın onlara kabul ettirdiği acı ve yoksunluklar için bir telafi sağlamalıdır. Bütün insanlık için olduğu gibi yaşama katlanmak, birey için de oldukça güçtür. İçinde yerini aldığı uygarlık, bireye belirli ölçüde yoksunluğu zorla kabul ettirir. Diğer insanlar, bireye, uygarlığın ahlaki kanunlarına rağmen yada uygarlığın kusurları nedeniyle belirli ölçüde acı çektirirler. Buna doğanın birey üzerindeki incitici etkileri -birey buna kader adını verir- eklenir.

 Dinsel Doktirinler

Sayısız insan tek huzuru dinsel doktrinlerde bulmakta ve ancak bunların yardımıyla yaşama kazabilmektedir diyen Freud; Dünyayı yaratan, rahim ve rahman olan bir Tanrı var olsaydı, evrenin ahlaki bir düzeni bulunsaydı ve ölümden sonra yaşam gerçek olsaydı, bunun ne kadar güzel birşey olacağını kendimize söyleyip duracağız; ama bütün bunların, gerçekliğini arzulamaya mecbur olduğumuz şeyler olması çok çarpıcı bir gerçektir. Zavallı, cahil ve ezilmiş atalarımızın evrenin bütün zor bilemecelerini çözmeyi başarabilmeleriyse daha da dikkate değer birşey olurdu, diye belirtmektedir. Mantığın terazisinden başka yargı ölçütü olmadığını belirten Freud, aynı zamanda yanılsama ile hatanın aynı şey olmadığını söylemektedir. Yanılsamalar için niteleyici noktanın insanın arzularından kaynakladığını belirtmektedir.

Dinsel doktrinlerin doludizgin hüküm sürdüğü dönemlerde insanların genellikle daha mutlu oldukları kuşkuludur, daha ahlaki olmadıklarıysa kesindir. İnsanlar, dinin hükümlerini dışsallaştırmanın ve böylelikle onların amaçlarını geçersiz kılmanın yolunu daima bulmuşlardır. Görevleri dine itaati sağlamak olan rahipler de bu yolda kendilerine düşeni yapmışlardır.  Her çağda ahlaksızlığın dinden aldığı desteğin, ahlakın aldığından az olmamıştır.

Eğer komşunu öldürmenin tek nedeni tanrının bunu yasaklamış olması ve şimdiki veya sonraki yaşamda bu nedenle seni ağır bir biçimde cezalandıracağı korkusu ise, tanrı diye birşey olmadığı ve onun gazabından korkmam gerekmediğini öğrendiğin zaman komşunu hiç duraksamadan öldürürsün. Ancak dünyevi yaptırımlarla bunu yapman engellenebilir. İşte bu nedenle ya bu tehlikeli kitleler en ağır biçimde baskı altına alınmalı ve bir entellektüel uyanış olasılığından dikkatle uzak tutulmalı yada uygarlık ve din arasındaki ilişki temel bir revizyondan geçirilmelidir. İnançlı bir kişi, ne tartışmayla ne de yasaklamayla inancının kendisinden koparılıp alınmasına izin vermeyecektir. Bu herhangi bir biçimde başarılabilse bile, zulümden başka birşey olmayacaktır.

Aklın üstünlüğünün çok uzak bir gelecekte olduğunu belirten Freud bu uzaklığın sonsuz uzaklık olmadığını da söylemektedir. Bilimin çok sayıda açık düşmanı olduğunu ve aralarında onun dinsel inancı zayıflatmasını ve tahtından düşürme yolunda bir tehdit oluşturmasını affedemeyenlerin de bulunduğu çok daha fazla gizli düşmanı olduğunu da belirtmektedir.

Bir Yanılsamanın Geleceği Özeti

Bir Yanılsamanın Geleceği’ni özetlerken; Sigmund Freud’un bir topluluk ve uygarlığın başarılı olabilmesi ve bu başarının kalıcılığı konusunda daha en başından karşılaştığı problemleri analiz etmektedir. Uygarlığın karşılaştığı problemler ve çözüm noktalarını belirten Freud, dini, kaderciliği, siyaseti, çocuk eğitimini ve daha birçok başlığı ele almaktadır. Yaşanılan günde gerçekleştirilen faaliyetlerin, sonucunu analiz etmenin en iyi yönteminin varolan zaman dilini yıllar sonrasından dönüp bakılıp, değerlendirilerek fiile geçirilmesini ve bu planlama ile uygarlığın başarıya erişebileceğini aktarmaktadır.

Son Söz

Kitap ile ilgili, hatta sadece kitap değil, kitapta geçen herhangi bir başlıkla ilgili yorumlarımınızı paylaşmanız bir başka okuyucuya fikir olması, yol göstermesi yada konuyu derinlemesine anlamlandırabilmesi açısından önemlidir. Çünkü bir kitabı herkes okur ama herkes bir başka kitap okumuştur sonunda. Deneyimlerimiz algımızın çerçevelerini oluştururken, farklı bir pencereden bakabilmeyi sağlayan sizlere şimdiden teşekkür ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir