Bir Çöküşün Öyküsü: Madam de Prie

Okurken aklımda farklı farklı hikayelerin geçtiği; konusu, yeri, zamanı ve başrol kahramanı Madam de Prie’nin hayatı beni alıp farklı düşüncelere sürükledi. Öyle ki Bir Çöküşün Öyküsü, konusu itibariyle eminim birçoğunuza tanıdık gelecektir. Tıpkı Frankz Kafka‘nın Dönüşüm hikayesindeki Gregor’un bir böceğe dönüşmesi gibi… Şaşalı hayatlar sonrası gelen çöküş ve sonrasındaki hiçlik. Kitabın sonunda ki söz de aslında bu hikayeyi özetler niteliktedir; “Dünya tarihi, davetsiz misafirlere hoşgörü göstermez, kendi kahramanlarını kendisi seçer ve ne kadar çok çabalarsalar çabalasınlar o makama çağrılmayanları amansızca kovalar, kaderin arabasından yolda giderken düşen birisi bir daha asla onu yakalayamaz.”

Bir Çöküşün Öyküsü Kitap Konusu

Hikayemizin baş kahramanı Madam de Prie bir zamanlar Paris’de Versailles Sarayı’nın gözdelerindendi. Öyle ki saray hayatını oldukça şaşalı ve dillere destan bir şekilde yaşamaktaydı. Ta ki bir gün eline geçen mektupta kraliyet emrine göre sarayı bir an önce terketmesi ve Normandinya’daki Courbepine Köşküne çekilmesi söylenene kadar. İlk başlarda bu durum karşısında oldukça kayıtsız davranan hatta ve hatta olayı kendi lehine çevirip güneşi, doğayı, ağaçları sevmeye başlayan Madam de Prie bir süre sonra bu hayattın kendisine göre olmadığının farkına varır ve saraydaki hayatını özlemeye başlar. Elbette geri dönmek tek başına alacağı bir karar değildir. Tanıdığı herkese mektup yazar fakat bir türlü geri dönüş alamaz. Bir zamanlar saray hayatının sefasını süren Madam de Prie’nin eski günlerine olan özlemi gün geçtikçe büyümekte ve deyim yerindeyse içini kemirmeye başlamaktaydı.

Bu süre zarfında özgüveni kırılan, omuzları çöken ve kendini değersiz hisseden Madam de Prie tekrar saraya dönemeyeceğini anlamış ve sarayda gün geçirenleri düşündükçe mevzuyu iyice paranoyaya bağlamıştır. İlgi budalası olduğu günlerini mumla arayan Madam de Prie, ilgisizlikten, sevgisizlikte kırılmak üzeredir. Kendince bir plan yaparak adını tarihe yazmak, sarayda yaşayanları şoka uğratmak ve şanına yakışır şekilde hayatına son vermenin planını yapmıştır. Tüm tanıdıklarına mektup yazıp Courbepine Köşkü’nün Fransa’nın ikinci sarayı olduğunu ve davete katılmalarını rica etmiştir. Aynı zamanda misafirlerine senaryosunu hazırladığı Mutluluk ve Doyumu anlatan komedi oyununu da sergileyecektir. Tüm soylular, subaylar ve önemli şahıslar köşkte yerini aldığında Madam de Prie, konuklarını rahatsız etmek, onları telaşlandırmak, kafalarını karıştırmak adına “Evde bir ölünün olduğunu fark etmiyormusunuz” diye sorunca tüm salon şok! Herkes birden abondane olmuş Madam de Prie’ye bakıyor. O ise yüzündeki ifadeyi değiştirmeden “Ben” diyerek “Bu kışı göremeyeceğim” diyerek sözlerini tamamlıyor.

Oyununu sergileyen Madam de Prie, öylesine övgü dolu alkış ve söylemlerle karşılaşmış ki, hislerine hakim, sakin bir şekilde “Sanırım bugün nasıl öleceğimi biliyorum. Ölüm çoktan içime pusu kurmuştu. Yarından sonra her şey bitmiş olacak” dedi. Hayatına içtiği zehirle son veren Madam de Prie’nin ölüm haberi Paris’te büyük bir etki yaratmadı. Nitekim o an sarayda İtalyan bir sihirbaz gösteri yapıyordu. Sihirbaz yaptığı her numarada Madam de Prie’nin haberi biraz daha önemsizleşti, olağanlaştı ve değersizleşti.

Bir Çöküşün Öyküsü Kitap Yorumu

Şunu anladım ki Stefan Zweig tüm hikayelerini gerçek bir senarist düşüncesiyle yazıyor. Tıpkı diğer öykülerindeki gibi. Her okuduğum hikayesi hemen zihnimde bir sinema çekim platformu, oyuncular, kamera ve motor diyen bir yönetmeni canlandırıyor. Madam de Prie’nin hayatı tıpkı Aşık Veysel’in dediği gibi “Güzelliğin On Pare Etmez, Bu Bendeki Aşk Olmazsa” sözlerini canlandırıyor. Güzellik, albeni, ilgi bir yana kişi olmayınca hepsi on pare etmiyor. Gençlik, güzellik başka şey ama bir yandan da aklıma birden Nuri Sesigüzel geliyor; “Karakaş gözlerin elmas, bu güzellik sende de kalmaz” diyor. Madam de Prie’nin güzelliği kalmamış ve on pareye değmiyordu artık tıpkı Franz Kafka’nın Gregor’u gibi  değersiz, anlamsız, önemsiz… Sözün başını hatırlayacak olursak Madam de Prie bir saraylı olmasına rağmen, dünya tarihinin davetsiz misafiriydi ve kaderin arabasından düşmüştü. Tekrar yakalamak istedi, çalıştı, çırpındı ama nafile…

Keyifle okuyacağınıza inandığım müthiş bir hikaye sizleri bekliyor, feyz alın. İyi okumalar diliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir